Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

boş

Sun Sep 21, 2008, 5:38 PM
  • Mood: Joy
  • Listening to: kendimi dinliyorum
  • Reading: kitap okumuyorum
  • Watching: pazartesi lost perşmebe kurtlar vadisi :)
  • Playing: müzik dinlemiyorum
  • Eating: kafayı yiyorum
  • Drinking: tea
bomboşum

insan niye kendini satar

Sat Jul 26, 2008, 3:37 PM
  • Mood: Joy
  • Listening to: kendimi dinliyorum
  • Reading: kitap okumuyorum
  • Watching: pazartesi lost perşmebe kurtlar vadisi :)
  • Playing: müzik dinlemiyorum
  • Eating: kafayı yiyorum
  • Drinking: tea

Hürriyet'i Aklama Trene

Mon Jul 21, 2008, 1:03 PM
  • Mood: Joy
  • Listening to: kendimi dinliyorum
  • Reading: kitap okumuyorum
  • Watching: pazartesi lost perşmebe kurtlar vadisi :)
  • Playing: müzik dinlemiyorum
  • Eating: kafayı yiyorum
  • Drinking: tea
İnsan Hakları Beyannamesi 60 yaşında.
Hürriyet de 60 yaşındaymış.

Hürriyet’in kirlenmiş marka kimliğini aklamak paklamak için konsept arayan afacan reklamcıların aklına şahane bir fikir gelmiş.

60 yıldır Türkiye’de sadece bazı insanların haklarını savunmuş, gerisini bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam olarak görmüş Hürriyet için bir İnsan Hakları Treni projesi hazırlamışlar.

60 yıldır Türkiye’deki insan hakları ihlallerini öküzün trene baktığı gibi izlemiş, yaptığı yayınlar, attığı manşetlerle İnsan Hakları Evrensel Beyannanmesi’nin çiğnenmemiş maddesini bırakmamış bir gazetenin bu cüretkârlığı karşısında ';PES DOĞRUSU' diyoruz.

Aynı yaşta olmaları, Hürriyet ve İnsan Hakları Beyannamesi’nin aynı cümle içinde kullanılmasına yol açtığı için talihsiz bir tesadüf olmaktan öteye geçemez.

İnsan Haklari Beyannamesinin 21. maddesi şöyle der: “Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.”

Hürriyet’in yayında olduğu 60 yıl boyunca beş darbe yaşadık. Her darbeden sonra Hürriyet’in attığı manşetler darbecilere güç ve cesaret vermiştir. Darbe dönemlerindeki performansı nedeniyle şehirlerin içinden trenle değil Hürriyet logolu tanklarla geçmesi çok daha anlamlı olurdu.

Kendini aklama derdindeki Hürriyet, bu treninde çeşitli dersler de veriyor.

Örneğin, Hürriyet’in bu treninde çocuklar "Farklı ama eşit olmak" konusunda itinayla aydınlatılır ancak gazetenin neden onyıllardır başörtülü öğrencilerin üniversiteye girmemesi için amansız mücadele verdiği konusu hala karanlıktadır.

Hurriyet’in insan haklarıyla nasıl dalga geçtiğine çarpıcı bir örnek daha.

Web sitesinde 1 mayıs 2008 resimlerinin üzerindeki konuşma balonları.

Gülünç olmak bir yana insanlarin acılarıyla dalga geçen, hafife alan, insanlıktan nasibini almamış türden yorumlar insan hakları savunuculuğuna soyunmuş Hürriyet’in web sitesinde yayınlanıyor.

Hürriyet’in insan hakları ihlali sicilini temizlemek ve kendini aklamak için İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kullanmasını kınıyoruz.

[link]

sonu olmayan fıkra

Tue Jun 24, 2008, 12:59 PM
  • Mood: Joy
  • Listening to: kendimi dinliyorum
  • Reading: kitap okumuyorum
  • Watching: pazartesi lost perşmebe kurtlar vadisi :)
  • Playing: müzik dinlemiyorum
  • Eating: kafayı yiyorum
  • Drinking: tea
Patron Sekretere : Bir haftalığına iş için yurtdışına çıkacağız. Ona göre hazırlan. Sekreter kocasını arar :

Patronla bir haftalığına yurtdışına çıkacağız. Sen başının çaresine bakarsın.

Kocası sevgilisini arar :

Karım bir haftalığına yok. Bu haftayı beraber geçirelim.

Sevgili Özel ders verdiği minik çocuğu arar :

Bu hafta sana ders veremicem. Gelmene gerek yok.

Minik çocuk Dedesini arar :

Dedecim. Bu hafta dersim yok. Öğretmenim yok.Bu haftayı beraber geçirelim.



Dede (1.bölümdeki patron olur) sekreterini arar:

Bu haftayı torunumla geçireceğim. Gezimiz iptal oldu. Gidemicez.

Sekreter kocasını arar :

Gezimiz iptal oldu. Gidemicez.

Koca sevgilisini arar :

Bu hafta beraber olamıcaz. Karımın gezisi iptal oldu.

Sevgilisi ders verdiği minik çocuğu arar:

Bu hafta sana ders verebileceğim. İşlerim iptal oldu.

Minik çocuk Dedesini arar :

Dedecim. Öğretmenimin işleri iptal oldu. Bu hafta beraber olamıcaz. Çok üzgünüm.

Dede sekreterini arar :

Merak etme. Bu hafta yurt dışına çıkabileceğiz. Hazırlıklarını yap...

Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmud

Tue Jun 17, 2008, 4:04 PM
  • Mood: Joy
  • Listening to: kendimi dinliyorum
  • Reading: kitap okumuyorum
  • Watching: pazartesi lost perşmebe kurtlar vadisi :)
  • Playing: müzik dinlemiyorum
  • Eating: kafayı yiyorum
  • Drinking: tea
Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor:
Tıkandı baba, çay getir
Tıkandı baba, oralet getir.

Bu durum Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş
Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba
Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden "Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapı;p geçinmeye çalışıyoruz.

Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına;
Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis. "Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya
Taze baklava, güzel baklava !
Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satı;p elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alı;p evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satı;p evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak
için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi
Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş.
Tıkandı baba da Peki demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut;
Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı Baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın.
Sultan;
Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş
- Geldi sultanım
- Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
- Efendim satı;p evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.
Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
- Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve
Devletin hazine odasına götürmüş.
- Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırı;p çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek.
Sultan demiş;
- Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış
- Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş.
Padişahın adamları
"peki" deyip adamı alı;p Üsküdar a götürmüşler.
Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,
- Niçin, demiş.
Askerler
- Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline
- Ne olacak şimdi, demiş
- Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayı;p başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş.
Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:

"VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

Sponsored By Ninja Assassin

Journal History

Site Map